Deprem Vergisi; Geçici Denildi, Kalıcı Oldu; Para Toplandı, Hayat Kurtarılamadı
Deprem bu ülkenin gerçeği.Bunu inkâr eden yok.Ama inkâr edilen bir başka gerçek daha var. İnsan hayatı bu ülkede hâlâ yeterince pahalı değil.
Her büyük depremden sonra aynı cümleleri duyuyoruz:
“Kader”, “doğal afet”, “takdir-i ilahi”…
Oysa deprem doğaldır.Ama depremde bu kadar insanın ölmesi doğal değildir.
6 Şubat 2023 depremleri bu gerçeği acımasızca yüzümüze vurdu. Ve o günden sonra toplum tek bir soruya kilitlendi;
Geçici denilerek getirilen deprem vergileri, bunca yıl neden hayat kurtaramadı?
Geçici Başlayan, Kalıcı Olan Bir Vergi
Deprem vergisi diye anılan uygulamanın hukuki temeli, 1999 Marmara Depremi sonrası çıkarılan 4481 sayılı Kanundur. Bu kanun açıkça “olağanüstü bir afetin yarattığı yükü karşılamak” gerekçesiyle geçici vergiler öngörüyordu.Ama yıllar geçti.Bu vergilerden biri olan Özel İletişim Vergisi, 2004 yılında yapılan düzenlemeyle kalıcı hale getirildi ve bugün 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 39’uncu maddesi kapsamında hâlâ tahsil ediliyor.
Burada hukuken bir boşluk yok.Vergi kanunla alınıyor, Meclis iradesine dayanıyor.
Ama mesele zaten “yasal mı?” sorusu değil.Mesele şu:
Geçici bir afet gerekçesiyle alınan bir vergi, nasıl oldu da kalıcı bir gelir kapısına dönüştü?
Paranın kaynağı belli, kimse bunu inkâr etmiyor.Toplumun kafası karışık değil.Herkes biliyor bu paraların nereden geldiğini:
Telefon faturalarından,internet hizmetlerinden,iletişim giderlerinden…
Yani bu ülkenin insanı, farkında olarak ya da olmayarak, yıllardır deprem için para ödedi.Sorun burada değil.
Asıl soru şu olmalı; Bu paralar gerçekten deprem için mi harcandı?
İşte bu noktada tablo bulanıklaşıyor.
Deprem vergileri için;
Ayrı bir fon kurulmadı.Şeffaf bir hesap mekanizması oluşturulmadı. “Şu kadar toplandı, şu kadarı şu binayı kurtardı” denilemedi…
Bu paralar genel bütçeye girdi.Evet, inkâr etmeyelim.Bu bütçeyle bazı şeyler yapıldı.
AFAD kuruldu, güçlendirildi,Afet sonrası barınma ve yardım harcamaları yapıldı.
Ama burada kritik bir ayrım var;
Bunlar depremi önleyici harcamalar mıydı, yoksa depremden sonra yarayı sarmaya yönelik işler miydi?
İşte bu noktada gerçekçi olalım.Ağırlık, sonradan telafiye verildi.Önceden önlem almaya değil.
6 Şubat’ın öğrettiği acı ders ise;
Eğer yıllardır toplanan bu paralar;
Riskli yapı stokunu azaltmaya,
Okulları ve hastaneleri güçlendirmeye,
Yerel yönetimlerin denetim kapasitesini artırmaya
harcanmış olsaydı…
6 Şubat’ta aynı şehirlerde, aynı binalar bu kadar kolay yıkılır mıydı?
Deprem olurdu.Ama bu kadar ölüm olmazdı.Burada muhalif bir yerden bakmak da gerekiyor, dürüst olmak da.Evet, devlet hiçbir şey yapmadı demek haksızlık olur.Ama yapılanlar yeterli olmadı.Ve yeterli olmamasının bedelini insanlar canıyla ödedi.
İnsan hayatı bir bütçe kalemi değildir.
Vergi hukuku sadece kanun maddesi değildir.Kamu maliyesi sadece gelir–gider tablosu değildir.
Bir vergi, afet gerekçesiyle alınıyorsa;o verginin önceliği hayat kurtarmak olmalıdır.Bugün toplumun öfkesi de, kırgınlığı da buradan geliyor.İnsanlar şunu soruyor:
“Biz bu parayı verdik.Peki bizi kim korudu?”
Deprem vergisi yasaldır.Toplanmıştır.Kullanılmıştır.Ama insanı merkeze alan, önleyici bir deprem politikasına dönüşmemiştir.Ve artık bu ülkede şunu yüksek sesle söylemek zorundayız:
Deprem doğal bir afettir.
Ama depremde bu kadar insanın ölmesi bir tercihler zincirinin sonucudur.
Çünkü insanın canı ucuz değildir.
Ve hiçbir vergi, hayat kurtarmıyorsa amacına ulaşmış sayılmaz.